HOŞGÖRÜ PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

 

                     HOŞGÖRÜ PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMET (S.A.V.)

         Hoşgörü

   Bugün“ Hoşgörü” diye ifade ettiğimiz, Arapçada “ Müsamaha” ile tabir olunan terim,“semaha” fiilinden gelir. Müsamaha ise, müsahale yani kolaylaştırmak demektir. Terimin muhtevasında “ selamet ve kolaylık” bütünüyle hâkimdir; yumuşaklık, rıfk ile muamele, serin olma ve tahammül etmek, şuurla razı olmak kelimenin türevlerinde mevcuttur. Aynı şekilde şiddet’in, zorluğun ve zorbalığın olmadığı esneklik manalarını taşır.(1)

         1)    Hz. Peygamber’in Davetçisi olduğu Din ve Hoşgörü

     Kur’an’ı Kerimle olgunluk zirvesine ulaşan evrensel dine, bizzat Allah Teala tarafından “İslam” adı verilmesi bile bu dinin ne derece müsamaha ve hoşgörü dini olduğunu anlatması bakımından son derece önemlidir. Zira sözlükte “ İslam” kelimesi, hoşgörü ile doğrudan alakalı sulh, barış, anlaşma, uzlaşma gibi anlamları da ihtiva etmektedir.

     İslamiyet gerçekten hoşgörü ve müsamaha dinidir. Çünkü her vesile ile yumuşaklığı, affetmeyi, iyiliği, hüsn-ü zannı, merhameti, kardeşliği, muhabbeti ve her türlü güzel ahlakı emredip tavsiye eden İslam; müntesiplerine daima zoru değil kolayı, nefret ettirmeyi değil, müjdeyi tavsiye etmektedir. İnsanlara güçlerinin yetmeyeceği fıtratlarının kaldıramayacağı şeyi yüklememiştir.(2) “El-Hanifiyyetu’s- Semha” diniyle( yani zorluk ve meşakkat’in bulunmadığı müsamahakâr İslam) gönderilen Hz. Peygamber’in “ Müsamahakâr ol ki, sana da müsamahakâr davranılsın” tarzındaki talimatları ve (3) O’nun örnek hayatı İslam’ın hoşgörü özelliğinin; İslam’daki yüksek ahlakın bir yansıması, müşahhas bir modeli olmuştur.(4) Hz. Peygamberin diliyle “ Allah Teala’ya en sevimli din müsamahakâr hanif dinidir”.(5)

  2)    Hz. Peygamber’in Şahsına, Ailesine, Akrabalarına Karşı Yapılanlara Karşı Hoşgörüsü

     Hz. Peygamber’in hayatı boyunca davranışlarını yönlendiren temel düşünce hoşgörü olmuştur. Bu durum, O’nun Mekke’deki hayatına kıyasla, gücü elinde bulundurduğu Medine dönemindeki hayatı için daha doğrudur.(6)Hz. Peygamber, şahsına, ailesine ve yakın akrabalarına karşı yapılan zulüm ve cinayetleri âlicenaplık göstererek affetmiş ve engin müsamahasını ortaya sermiştir. Bu konularla ilgili örneklerden bazılarını kısaca vermek istiyorum.

     a)    Şahsına Karşı yapılanlara Hoşgörüsü

     Mekke’deki mücadelesinde yalnız kalan, kavmi tarafından hakaret ve işkence gören Hz. Peygamber; son bir umut olarak Taif’e gitmişti. Taif’teki Sakif kabilesinin önde gelen adamları Peygamberimizi dinlemedikleri gibi taşlatmışlardı. Kan revan içinde bir bağ evine sığınan Hz. Peygamber’e Cebrail(as): “ Dağlar meleği emrinde” dediği zaman, Allah Resulünün cevabı şu olmuştur: “ Allah’ım milletimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar.” (7)

         b)    Ailesine karşı Yapılanlara Hoşgörüsü

      Hz. Peygamber’in büyük kızı Zeynep (r.anha)’i Hicret esnasında, hamile olmasına rağmen şiddetli bir şekilde iterek düşürüp çocuğunu kaybetmesine, hatta bu hastalıktan vefatına sebep olan Hebbar ibn Esved’i Allah Resulü affetmiştir. Hebbar ibn Esved korkusundan İran’a kaçmayı düşünmüştü. Fakat daha sonra Hz. Peygamberin huzuruna gelerek af diledi ve affedildi. Böylece Kur’an’ın; “ Biz seni Âlemlere rahmet olsun diye gönderdik” (21/Enbiya.107) hükmünü de fiilen ispat etmiştir.(8)

       c)     Akrabalarına Karşı Yapılanlara Hoşgörüsü

      Uhut savaşında sevgili amcası Hz. Hamza(r.a)’ı kalleşçe katleden Vahşi, yıllarca delik delik kaçmış, sonunda Allah Resulünün önünde soluğu almıştı. Karşısında Vahşiyi gören Allah Resulü, mübarek gözlerinden yaşlar boşanarak amcasını hatırlamış ve affettim ama gözüme fazla görünme buyurmuşlardı. Yine aynı vahşete ortak olan Hint’i de Mekke’nin fethi günü affetmiş ve yaptıklarının hiçbirini ondan sormamıştır.(9)

         3)     Mekke Fatihi Hz. Peygamber’in Hoşgörüsü

       Kendi öz yurtlarından “sırf Rabbim Allah” dedikleri için çeşitli hakaret, işkence ve öldürülmelerle çıkarılan Hz. Peygamber ve Müslümanlar yedi sene sonra Mekke’yi sulh yolu Fethetmişlerdi. Aşağı yukarı yirmi yıldan fazla bir süre Müslümanlara işkenceyle, savaşla, mallarına zarar vererek, dini yaymasına engel olarak düşmanlık eden Mekkelilere Allah Resulü nasıl muamele etti dersiniz. Fetih günü Kâbe’nin damında Ezan okuyan Hz. Bilal’a bile tahammülleri olmayan bu zorbalara Allah Resulü’nün verdiği cevap şu idi: “ Bu gün size hiçbir sorumluluk yüklenmeyecek, hepiniz serbestsiniz, gidebilirsiniz.”(10) Bunu söyleyen Allah Resulü Mekkelilerin başına içlerinden birisini Vali tayin edip ve bir tane bile askerini orada bırakmadan Medine’ye dönmüştür. Böyle bir uygulamaya tarih şahit olmamıştır

         4) Hz. Peygamber’in Sosyal Hayata Yansıyan Hoşgörüsü.    

       Toplumsal hayatta hoşgörüye en çok ihtiyacı olan aynı zamanda hoşgörü gösterilmesi çok zor olan kesimler vardır. Allah Resulü bu kesimden karşılaştığı kimselere de engin hoşgörüsünü göstermiştir. Bununla ilgili kısa örnekler vermek istiyorum.

             a)Alış Verişte Hoşgörüsü

        “ Allah, alışverişte ve yargılamada hoşgörülü olmayı sever”( Tirmizi, Buyü,75)diye buyuran Allah Resulü bunu bizzat uygulamalarıyla da hayata geçirmiştir. Şu olay buna örnektir: Kendisinden alacağını kaba bir şekilde isteyen adama sahabeler tepki gösterince Allah Resulü adamın bu kabalığına hoşgörülü davranmış ve sahabeye “ Onu bırakın, hak sahibinin söz söyleme hakkı vardır” demiş ve devesinden daha kıymetli bir deve ile adamı göndermiştir.(12)

            b)Cahillere Karşı hoşgörüsü

       Arap toplumunun cahil, görgüsüz, kaba saba insanları Bedevilerdi. Hatta daha sonraki devirlerde bu insanlar Hariciler vb. gruplar olarak Müslümanların karşısına çıkacaklar ve Bedevice bir İslam’ı savunacak hatta kan dökeceklerdi. İşte bu tip insanlardan birisi Resulün Mescidine idrarını yapma cahilliğinde bulununca sahabeyi kiram tepki göstermişti. Üstün ahlak ve hoşgörü sahibi Hz. Peygamber: “ Onu bırakın, sonra bevlinin üzerine bir kova su dökün. Zira siz güçlük değil, kolaylık göstermekle görevlisiniz.” Buyurarak olayı örtbas etmiştir. (13)

           c) Düşmanını bile takdir edecek kadar hoşgörüsü

       Cahiliye döneminde söylemiş olduğu hikmet içerikli şiirleriyle meşhur olmuş Ümeyye b. Ebu’s-Salt, kıskançlık duygusuna kapılarak Allah Resulüne iman etmemiştir. İman etmemekle kalmayan bu şair, hicivli şiirleriyle Peygamberimize saldırmış hatta müşriklere şiirleriyle destek olmuş ve iman etmeden ölmüştür. Fakat bu şairin hikmet içerikli şiirleri ve şiirlerinde işlediği dünyanın yaratılışı, puta tapmanın anlamsızlığı, içki ve kumar gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmanın gereği gibi olgulara yer verdiği şiirlerini fırsat buldukça zevkle dinlemiştir. Hatta sahabeden Amr b. Şerid’in anlattığına göre bir yolculukta Allah Resulü kendisinden bu şairin tam yüz beyit şiirini dinlemiştir. (14)

          5)  Hz. Peygamber’in Ehli Kitaba Karşı Hoşgörüsü

       Daha çok, Medine’ye Hicret’inden sonra karşılaştığı Yahudi ve Hıristiyanlarla mücadelesinde Allah Resulü,  adeta insanlığa hoşgörü dersi vermiştir. Kur’an’ı Kerim’de geçen şu ayet’i kerime Allah Resulü’nün mücadelesini özetler mahiyettedir.  “ Geçmiş vahyin mensupları ile zulüm ve haksızlıktan uzak durdukları sürece en güzel şekilde tartışın ve deyin ki: Bize indirilene inandığımız gibi size indirilmiş olana da inanıyoruz: Çünkü bizim ilahımız ile sizin ilahınız tek ve aynıdır ve biz (hepimiz)O’na teslim olmuşuzdur”.(15)

      Hz. Peygamber’in Medine’ye Hicret’inden sonra düzenlediği meşhur Medine Sözleşmesi’nin yirmi beşinci maddesi bu konuda şöyle der: “ Beni Avf Yahudileri müminlerle birlikte olarak bir ümmet (camia) teşkil ederler. Yahudilerin dinleri kendilerine, müminlerin dinleri kendilerinedir.”(16)Yine Allah Resulü, Yemen Valisi Muaz b. Cebel’e gönderdiği talimatnamede bölge Hıristiyanları için şunları emrediyor: “ Kim cizye vermek suretiyle eski dini üzerinde kalmak isterse, o kendi dini üzere bırakılır. Bu halde o kimse Allah’ın, onun Peygamberinin ve müminlerin koruması altındadır; öldürülmez, esir edilmez, kendisine gücünü aşan sorumluluk yüklenmez ve dinini terk etmesi için kendisine bir baskı yapılmaz.”(17)Bu şekilde Allah Resulü dini hoşgörünün temeli olan din tercihi konusunda, Yahudi ve Hıristiyanlara büyük müsamaha göstermiştir. Hatta Hz. Peygamber, Medine İslam devletine ihanet etmemek kaydıyla; ibadet, hukuk, ticaret ve bütün sosyal hayatta onlara özerklik tanımış ve kendi başlarına yaşayacakları anayasal ortamı sağlamıştır.

 

         6) Hz. Peygamber’in Müşriklere Karşı Hoşgörüsü

       Hendek savaşından sonra, Suriye, Mısır ve Irak’la ticari bağları kopan Mekkeli müşriklere, Arabistan’ın buğday ambarı olan Yemame de tahıl ürünleri ihracını yasaklamıştı. Üstelik büyük bir kıtlıkla hatta açlık tehlikesiyle karşı karşıya idiler. Bazı müşrikler, Hz. Peygamber’e yasakların kaldırılması için haberci gönderdiler. Allah Resulü bu ricayı derhal yerine getirdi ve ayrıca Mekkeli fakirler arasında dağıtılmak üzere 500 Dinar gibi büyük bir parayı da Mekke’ye gönderdi. Hz. Peygamber’in bu âlicenap tavrına: “ Muhammed bununla gençlerimizi aldatıp saptırmak istiyor” diyen Ebu Sufyan’a büyük miktarda hurma gönderdi ve deri mukabili bunları değiş-tokuş etmeyi kendisine teklif etti. Bu deriler Mekkelilerin ihraç mallarıydı ve depolarda çürümeye terk edilmişti. Hatta Ebu Süfyan’ın bir kervanla Suriye-Filistin yönüne gitmesine bile Allah Resulü göz yummuştu.(18) Avf ve Rahmet Peygamber’inin bu tavrına Mekkelilerin karşılığı; Umre için çıkmış olduğu yolculukta, O’nu Mekke’ye sokmamak olmuştur.

         7) Hz. Peygamber’in Münafıklara Karşı Hoşgörüsü

      İslam’ın ve Müslümanların baş düşmanı olan Münafıklar, gerek Allah Resulü’nün şahsına gerekse ailesine ve tüm Müslümanlara zorluklar çıkarmış; İslam toplumunda adeta fitne kazanını kaynatmışlardır. Görünürde Müslüman olan bu insanlar; Allah Resulü’nün Mescidinde kaş göz işareti yaparak Müslümanlarla alay ediyor; savaşlarda morallerini bozuyor, birbirlerine kardeşlik bağlarıyla bağlı olan Ensar ve Muhacirlerin arasını her halükarda bozmaya çalışıyorlardı. Allah Resulü Hicretinde, Medine’ye doğru hareket ettiği zaman, Münafıkların başı olan Abdullah b. Ubey’in evine girerek onu şereflendirmek istemişti. Fakat bu baş münafık müstahkem hisarının önünde bacak bacak üstüne atmış bir vaziyette Allah Resulü’nü karşıladı ve onun bu isteğini reddederek şöyle dedi: “ seni davet eden insanlara git ve onların evlerinde kal”(19)Bütün bunları yapan Abdullah b. Ubey Tebük seferinden sonra ölmüştü. Oğlu Abdullah Allah Resulünden, babasının cenazesini kefenlemek için gömleğini istemişti. Allah Resulü bir Lütuf olarak dileğini kabul etti ve gömleğini verdi, hatta Hz. Ömer’in: “ şöyle şöyle diyen, şunu şunu yapan Allah düşmanının namazını mı kılıyorsun?” demesine aldırmadan namazını kıldı, mezarlığa kadar da cenazeye eşlik etti ve ayakta bekledi.(20) Bu şekilde düşmanına bile müsamahakâr davranan Allah Resulü insanlığa; birlikte yaşamanın yegâne modelini sunuyordu.

     Bizler Müslümanlar olarak Hz. Peygamber’in içeriye ve dışarıya karşı göstermiş olduğu engin hoşgörüyü nefsi ve dünyevi hevesle hoyratça harcama hakkına sahip değiliz. Avrupa’nın daha 17. y.yılda telaffuz etmeye başladığı hoşgörünün İslam’daki zengin mirasının kıymetini bilmeliyiz. Zira bu mirasın farkında olmamanın bedeli, önce insanımıza, sonra bütün dünyaya çok ağıra mal olmaktadır.(21)

                                                                                                  

                                                                                                    Hasan ÜNAL
                                                                                 İmam-Hatib

1)      Prof. Dr. Talat Sakallı, Diyanet İlmi Dergi, Hz. Muhammet özel sayısı Ankara 2000

2)      Dr. İdris Şengül, Diyanet İlmi Dergi, c.31,s.1. 1995

3)      Prof. Dr. Talat Sakallı, a.g.e

4)      Dr. İdris Şengül, a.g.e

5)      Prof. Dr. Talat Sakallı, a.g.e

6)      Muhammet Hamidullah, Diyanet İlmi Dergi, c,31, s,1. 1995

7)      Prof. Dr. Muhammet Ebu Zehra, Son Peygamber, c,1,ist.1993

8)      Seyyit Süleyman Nedvi, Hz. Muhammet (as) Hakkında Konferanslar, d.i.b.yayını.

9)      A.g.e.

10)  Muhammet Hamidullah, a.g.e

11)  Prof. Dr. Talat Sakallı, a.g.e.

12)  A.g.e

13)  Tecrid-i Sarih,1/ 176

14)  Yrd. Doç. Dr. Kadri Yıldırım, Diyanet İlmi Dergi, Hz. Muhammet (sav) özel sayısı, Ankara 2000

15)  Muhammed ESED, Kur’an Mesajı, Ankebut,46

16)  Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c.1,sf.277,ist.1992

17)  Dr. Âdem APAK, Diyanet İlmi Dergi, Hz. Muhammet Özel Sayısı, Ankara 2000

18)  Prof. Dr. Muhammet Hamidullah, İslam Peygamberi, c.1,sf.251–53, ist.1990

19)  Prof. Dr. M. Hamidullah, İslam Peygamberi, c.1, sf.177, ist.1991

20)  Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c.1, sf.407, ist.1992

21)  Prof. Dr. Talat Sakallı, a.g.e

 

Yorum Yaz